Gözlerim tik tak sesleriyle ilerleyen saatte. Aklımda öksüz birkaç anı, kalbimde sapına kadar sahiplendiğim, bir piç gibi ardımda bırakamadığım tanımsız acı… Kaltaklaşan hayatın ta kendisi mi yoksa yanar döner ruhum mu? İkisi de değilse nedendir peydahladığım tüm umutları birer birer düşük yapmam? Yıktım ulan tüm şehirleri! Zihnimin oyunlarından yorulmuş bir halde oturuyordum yatağımın kenarında. Bazı günler çok güçlü bir kadınken bazı günler çelimsizleşiyordum. İşe gitmek için usulca hazırlanmaya koyuldum. Sessizce birkaç lokma atıp ağzıma çıktım evden.
Öğlen saatlerinde telefonumun sesi duyuldu.
“Geleceksin değil mi?” diye sordu bana karşımdaki ses. İçinde ki beklenti ses tonuna yansıyordu.
“Bilemiyorum. Kararsızım biraz…” “Neden?” Nedenini bende tam olarak kavrayamadığımdan ne desem, nasıl açıklasam diye düşündüm bir süre. Halimden anlamış olsa gerek.
“Sonra konuşuruz.” diyerek kapattı telefonu.
Ara ara nedenini bende tam olarak kavrayamadığım buhranlarım olur benim. Ruhumun ay başısı tutar. Sinirlenir, gerginleşir, hüzünlenir…
Günler ipe iyice asılıp hafta sonuna yaklaşınca bir mesaj aldım
“gel lütfen…” Ardından bir yolluk yapıp koyuldum yola, yanımda bir canla…
Yağan sağanak yağmur yüzünden sırılsıklam olduk yolda arkadaşımla. İkimizde yorgun, uykusuz ve açtık. Zaten günlerdir ne doğru düzgün uyuyor nede dinleniyordum. Bedenimin isyan bayrağını çekmesi an meselesiydi. Yolculuk bitip, son durağa varınca bir sigara yakıp, beklemeye koyulduk. Uzaktan bir araba göründü bizi almak için. Sigaraları atıp, atladık arabaya. Arabanın içinde kucaklaşmalar, sıcaklık ve kocaman bir neşe kucakladı bizi.
Hiç tanımadığım bir sokakta, hiç bilmediğim bi’ evin önünde buldum kendimi. İki hafta sonra düğünü olacak arkadaşım için kollarımı iyice sıvadım. İş çok vakit dar olunca herkes bir işin ucundan tutup koyuldu yardım etmeye. Öylesine yorulmuşum ki gece yarısından sonra kanepenin üzerinde uyuyakalmışım. Son hatırladığım yolculuğu birlikte yaptığım arkadaşımın vitrine dantelleri yerleştirirken
“Ben dantel filan koymayacağım bu ne be amma uğraştık.” diye söylenmesiydi. Sabaha karşı arkadaşımın eli sırtımda
“Didem” diye seslenişine uyandım.
“Hasta olacağım galiba.” dedim mırıldanır gibi.
“Çoraplarını yesinler senin” diye gülen bir yüzle baktı arkadaşım yüzüme. Yavaşça doğrulup, gözlerimi ovuşturmaya başladım. Benim cümleme bu kadar alakasız bir karşılık verince gülme aldı beni.
Yanılmamıştım sabaha hasta olarak uyandım.Sağ yanımda yatan arkadaşım
“Hakikaten çok üzüldüm hastalanmana.” dedi.
“Olsun. Uyuyunca daha iyi hissettim kendimi. Islandık ya ondan oldu sanırım.” dedim. Sol yanımda bizim yeni gelin yatıyordu. Uyandığı gibi ağlamaya başladı.
“Her yanım ağrıyor.” diye bir mırıltı duydum sadece. Sağ yanımda ki arkadaşımla benden bir kahkaha çıktı.
“Gülmeyin!” dedi ve kendiside hem ağlar hem güler vaziyette bize eşlik etti.
Bir kaç günümü daha önce hüzne sonra kahkahaya sarıp, zihnimde ki o tavan arasına attım ve yoluma devam ettim.